TAKVİMDEKİ NAMAZ VE İMSAK VAKİTLERİ HAKKINDA AÇIKLAMALAR

Takvimdeki namaz vakitlerinin hesabı İmâm-ı Âzam, İmameyn (İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed) ve Eimme-i selâse (İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel rahmetullâhi aleyhim)'in ictihatlarına ve Hey'et (Astronomî) ilmi esaslarına uyularak yapılmıştır. Yatsı vakti için güneşin 17 derece ufkun altına indiği, imsak vakti için de 19 derece ufka yaklaştığı anlar hesaba esas alın- mıştır. Ayrıca, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ile irtifâ farklılıkları da nazar-ı dikkate alınarak lüzumlu temkinler vakitlere ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır.

Tatbik edilmiş bulunan bu temkinlere göre;

Öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10'ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır.

Namaz ve oruç vakitlerinin (bilhassa imsak ve yatsı vaktinin) giriş ve çıkış zamanlarını, bir beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa' farklılıkları sebebiyle, çok kesin şekilde tesbit etmek mümkün olmamaktadır. Bu sebeple, İslâm âlimleri namaz vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için bâzı tedbirler almışlardır. Bu tedbirler, "hata sınırı" denilen bir değer içinde mütâlaa edilmektedir. Namaz ve oruç vakitlerinin hakîki değerlerini koruyabilmek için, bu vakitlere, ayrı ayrı zamanlar ilâve edilmiş veya çıkarılmıştır. İşte bu ilâve edilen veya çıkarılan zaman miktarlarına temkin (ihtiyat, tedbir) denilmektedir.

Asırlardan beri İslâm âlemi takvimlerinde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim ve fakîhleri ile mü'minlerin emîrleri tarafından tasvîp edilmiş bulunan temkin vakitleri 1983 yılından îtibaren Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 21.01.1982 gün ve 6 sayılı kararı ile Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından kaldırılmıştır. Diyânet İşleri Başkanlığı'nın bahis mevzuu tasarrufuna uymamız, her ne kadar kanûnî bir mecbûriyet değil idiyse de, her hangi bir ihtilâfa sebep olmamak için, 1983 ve 1984 yıllarında çıkarmış bulunduğumuz takvimlerimizde buna, istem- eye istemeye biz de uymuştuk.

Ancak, bu tatbîkâtın büyük bir vebâli mûcip olacağını ilk anda görmüş ve bütün Müslümanlar'ın bilhassa Ramazan günlerinde çok dikkatli olmalarını ve takvimde gösterilen imsak vakitlerinden itibaren yeme-içme işlerinin derhal kesilmesi gerektiğini, vakitlerde artık en ufak dikkatsi- zliğin büyük vebâl olacağını; ayrıca günlük namazlarda, takvimlerde gösterilen vakitlerden hangisine kaç dakika ilâve edilip, hangisinden kaç dakika çıkarıldığı takdirde ihtiyatla amel edilmiş olacağını her ayın sonunda, büyük hassâsiyetle ve tekrar tekrar îzah ettik.

Yine bununla da iktifâ etmeyerek, her türlü mânevî vebâlden sakınmak ve ihtiyatla amel etmek istiyen Müslümanlar için, Diyânet İşleri Başkanlığı'nın kaldırdığı temkin vakitlerini, takvim yapraklarının ön yüzünün alt satırında gösterdik.

Fakat maalesef, bütün bu gayretlerimizin istediğimiz netîceyi hâsıl etmekten çok uzak olduğunu, okuyucularımızın gerek mektup ve gerekse şifâhî olarak bu iki (1983-1984) sene içinde bize yapmış oldukları mürâcaatlardan tesbît ettik.

Zîra Müslümanlar'dan pek çoğu, asırlardan beri hâsıl olan bir alışkanlıkla, "nasıl olsa müsâadesi vardır!" diyerek imsaktan sonra beş- on dakika daha yemeye-içmeye devam ediyor. Oysa temkinsiz vakitlerin kullanıldığı takvimlerde gösterilen imsak vakitleri, böyle bir harekete aslâ müsâit değildir. Üstelik, beldenin arz üzerindeki yayılma durumu ve irtifa farklılıkları sebebiyle vakitleri çok kesin bir şekilde tesbit etmek de mümkün değildir. Bu bakımdan temkinsiz vakitlere tam riâyetin dahî, hatadan sâlim olduğunu söyleyemeyiz.

Bu durum karşısında, Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun mezkûr kararına uymaya devam etmeyi son derece tehlikeli ve o nisbette de mânevî bakımdan mes'ûliyetli bulduk. Bu mes'ûliyetten kurtulmak için, 1985'ten îtibâren 1982 ve daha evvelki yıllarda Türkiye'de yayınlanan -Diyânet takvimi de dâhil- bütün takvimlerde gösterilen ve asırlardan beri kullanılagelmekte olan temkinli vakitler kullanılmıştır.

Böylece, takvimimizde yer alan namaz vakitleri ve orucun başlangıcı olan imsak vakitleri ile aynen amel etmekle temkinsiz vakitlerin sebep olduğu dînî bütün mahzûrlar ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Büyük Haydar Efendi'nin Usûl-i Fıkıh Dersleri kitabında, "vaktinden evvel kılınan namaz sahih olmayıp, musallî vaktin hulûlünden evvel namaz kılarsa, o namaz edâ edilmiş olmaz"buyrulmuştur. Kezâ Ahmed Bîcan Hazretleri'nin Envâru'l-Âşıkîn isimli eserinde de, "Vaktinden evvel kılınan namaz, gönül nûrunu söndürür; yerine zulmet girer" buyrulmaktadır. Vakti girmeden bir namazı kılmak Allâh'ın emrine aykırı olduğundan, insanın rûhunu ifsad eder. Ve bu bâtıl görüşte ısrar edenlerin helâk olmalarına sebep olur.

Nisâ Sûresi'nin 103. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruluyor:

"Şüphesiz namaz, mü'minlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır."

Bu vakitler Câbir bin Abdullah, İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre (r.anhüm)'den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Efedimiz tarafın- dan şu şekilde ve açıkça beyan buyrulmuştur:

"Cibrîl (a.s.) iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam'ın yanında bana imam oldu.

İlk def'asında vakt-i zevâlde güneşin verdiği gölge bir na'leyn tasması kadar uzadığında bana öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında ikindi, oruçlu orucunu açtığı vakitte akşam, şafak kaybolduğunda yatsı, oruçluya yemek-içmek haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı. Ertesi gün öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, yatsı namazını gecenin sülüsüne doğru, sabah namazını da ortalık iyice aydın- landığı vakitte kıldırdı. Sonra da bana döndü ve:

'Yâ Muhammed, bu, senden evvelki enbiyânın vaktidir. Vakt-i salât işte bu ikişer vakitler arasındadır' dedi."

Ehl-i Sünnet âlimlerinin ve râsıdlarının (Allah onlardan râzı olsun) asırlar boyu bitmek tükenmek bilmeyen gayretleri, çalışmaları, araştırmaları neticesinde astronomi esaslarına uygun olarak tesbit ettikleri namaz vakitlerine ait güneş'in vaziyet dereceleri ise, aşağı- da namaz vakitleri bahsinde tarafımızdan beyan edilecektir.

Bu vakitlerin dışında indî olarak vakit îcad etmek, uydurmak, çok büyük mes'ûliyeti mûciptir. Allah Teâlâ cümle mü'minleri bu gibi yan- lış hesaplanmış vakitlerle amel ederek, ibâdetlerini heba etmekten korusun. Cenâb-ı Allâh'ın tâyin buyurduğu, Sevgili Peygamberimiz'in bizzat fi'len bizlere bildirdiği zamanlarda namazlarını kılan mü'min kardeşlerimizden Allah râzı olsun.

ÖĞLE NAMAZI VAKTİ

Cebrâil aleyhisselâm'ın namaz vakitlerini tâ'lim için gelişi, Mîrac Gecesi'nin hemen akabindeki günde vukû bulmuş ve ilk kıldırdığı namaz salât-ı zuhur (öğle namazı) olduğundan bu namaza, salât-ı ûlâ (birinci namaz) denilmiştir. Astronomi bakımından da öğle namazının vakti diğer vakitlerin mebdei olmuştur. İlk olarak öğle namazının vakti hesap edilip daha sonra da diğer vakitlerin hesabı ona istinâden yapılabilmektedir.

Gündüzün tam ortasında güneşin en yükseğe çıktığı noktadan alçalmaya başladığı zaman (ki, buna zevâl vakti denir) öğle namazı vakti başlar ve ikindi namazının vaktine kadar devam eder. İkindi namazının birinci ve ikinci ikindi olmak üzere iki vakti vardır. Bu vak- itlerle alâkalı tafsilât ikindi namazı vakti izah edilirken verilecektir. Bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir. Ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar.

İKİNDİ NAMAZI VAKTİ

Güneş, gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda, Nısfü'n-Nehâr Kavsi yani, bulunulan yerin meridyeni üzerindedir. Ve bu anda her şeyin gölgesi en kısadır. Her şeyin gölgesinin en kısa olduğu bu zamana "fey'-i zevâl" denilir.

Bir cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge inzimam ettiğinde, yani cismin gölgesi (fey'-i zevâl + cismin yük- sekliği kadar uzunlukta gölge) boyuna geldiğinde, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna "asr-ı evvel" denir ve bu imâmeyn kavlidir.

Bir cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge inzimam ettiğinde, yani cismin gölgesi (fey'-i zevâl + cismin yüksekliği kadar uzunlukta gölge) boyuna geldiğinde, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna "asr-ı evvel" denir ve bu imâmeyn kavlidir.

Cismin fey'-i zevâldeki gölgesine o cismin boyunun iki misli kadar daha gölge inzimam ettiğinde de ikindi namazının ikinci vakti girmiş olur. Buna da "asr-ı sâni" denir ve bu da İmâm-ı A'zam kavlidir. (Yukarıda bildirdiğimiz gibi bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar.)

Takvimimizde, asırlarca Osmanlı Devleti'nde müftâbih (kendisiyle fetva verilen) ve mâ'mûlünbih (kendisiyle amel edilmiş) olan birinci ikindi, yani asr-ı evvel kullanılmıştır.

AKŞAM NAMAZI VAKTİ

Eimme-i Erbaa (İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed bin Hanbel rahimehümullah) indinde, güneş ufukta battık- tan sonra güneşin merkezi, ufuktan bir derece aşağı indiğinde akşam namazı vakti girer.

Akşam namazının bitiş vakti ihtilâflı olduğundan ihtiyâten yatsı vaktinden 15-20 dakika evvel bitirilmiş olmalıdır. Bunun için yatsı vaktinin erken girdiği günlerde15 dakika evvelki, geç girdiği günlerde de 20 dakika evvelki vakitleri kullanmalıdır. Yani yatsı vakti girmezden 15 veya 20 dakika evvel akşam namazı kılınmış olmalıdır.

Bununla beraber sıkışık durumlarda, yatsı namazının vakti girinceye kadar da akşam namazı edâ edilebilir, kazâya bırakılmaz.

YATSI NAMAZI VE İMSAK VAKTİ

Güneş battıktan sonra, ufkun altında devamlı olarak alçalmaya başlar. Bu arada ufuk bir süre kızıl bir renk alır. Ardından da kısa süreli bir beya- zlık devam eder.

Şafak vakti olarak bilinen bu hâdiseye astronomide "Tan hâdisesi" denir. Bu hâdise, yer atmosferi içinde güneş ışınlarının kırılma ve dağılmaya uğramasının neticesidir. Yani gördüğümüz kızıllık ve beyazlık, atmosfer içinde yansımış olan güneş ışınlarının mevcudiyetinden dolayıdır. Modern astronomi cihazlarıyla yapılan ölçümlere göre bu hâdise, güneş battıktan sonra güneşin ufuktan -17 derece alçalmasına kadar devam eder. Bu andan itibaren güneş ışınları atmosfere giremez ve gözden kaybolur, gece başlar.

Gece yarısı güneş, en aşağı noktaya indikten sonra tekrar yükselmeye başlayarak hareketine devam eder. Güneş ufuktan -19 derece aşağı noktaya geldiğinde bu sefer doğu ufkunda tan hâdisesi (fecr-i sâdık) başlar, gece nihayet bulur.

İslâm âlimleri ve râsıdlarına göre; Ufuktaki kızıllığın kaybolması, güneşin ufuktan - 17 derece aşağı inmesi neticesinde olur ve bu vakit, yatsının başlangıcıdır.

Güneşin ufuktan inebileceği en aşağı noktaya indikten sonra, tekrar yükselmeye başlayıp ufka -19 derece yaklaştığı anda ise kızıllıktan evvelki beyazlık başlar, fecr-i sâdık doğar; bu da imsak vaktidir.

SABAH NAMAZI VAKTİ

Güneş ufuktan doğmadan evvel, güneşin merkezinin ufka 1 derece yaklaştığı anda sabah namazının vakti biter ve güneş doğar.

Hanefî mezhebine göre sabah namazını, güneşin doğmasına 45 dakika kaldıktan sonraki vakit -ki buna seher vakti de denir- içerisinde kılmak müstehaptır.

Şâfiî mezhebine göre ise, fecr-i sâdıkın doğmasıyla birlikte, yani imsaktan 10 dakikalık temkin süresi geçtikten sonra kılmak efdâldir. Maamâfih Hanefî mezhebi mensupları da, meselâ Ramazan ayında, sabah namazlarını fecr-i sâdıkın yani ikinci fecrin doğmasıyla birlikte kılabilirler.

Güneşin doğuşu, öğle vaktinden ne kadar önce ise, batışı da o kadar sonradır. Yani güneşin doğuş ve batış vakitleri öğle vak- tine (güneşin en yüksek noktada olduğu vakte) göre mütenâzır (simetrik)dır.

http://takvim.ihya.org/temkin-vakti-nedir.php